TASARIM - MİMARİ - YAŞAM TARZI

03.04.2018

ÖĞRENMEYİ TASARLAMAK: 4. İSTANBUL TASARIM BİENALİNE DOĞRU...

Sofralarımızdan saçımıza, yaşam alanlarımızdan yaşam şeklimize her şeyi ama her şeyi tasarladığımız bir çağda, tasarımı hayatın merkezine yerleştirmek zamanın ruhunu 12'den vurmakla eşdeğer. Tasarım artık kendi halinde bir disiplin olamayacak kadar çokkatmanlı bir yapıya sahip. Öyle ki mühendislerden zanaatkarlara, bilim insanlarından düşünürlere herkes onun etkisinin ve dolayısıyla gücünün farkında. Bu birleştiren, dönüştüren, algılara yön veren ve algı yaratan, üreten ve kendini her daim yenileyen disiplin, kendi alanının sınırlarını aşıp disiplinler üstü bir konuma yerleşti. Bu yeni konum, tasarımın ne olduğunu yeniden tanımlamamız gerekliliğini de beraberinde getiriyor kuşkusuz. Yalnızca tasarım değil, "öğrenme" eylemi de yapay zekanın gündemimize yerleştiği 21. yüzyılda yeniden tartışılır durumda. YouTube videolarından uzaktan eğitime, atölyelerden akademiye pek çok noktada kesiştiğimiz "öğrenme" ve "öğretme" kavramları da hayatımızdaki her şey gibi evrim geçiriyor. Öğrenmenin sınırının ve belirli bir mecrasının olmadığı; değişmenin ve gelişmenin sürekliliği -hatta sürekliliğinin zorunluluğu- açıkça görüldü. İşte bu yıl "Okullar Okulu" temasıyla 22 Eylül-4 Kasım tarihlerinde gerçekleştirilecek olan 4. İstanbul Tasarım Bienali 2018 tam da bu farkındalık üzerine kurulu. "Öğrenmekten öğrenme"yi yöntem olarak benimseyen ve bunu yaparken tasarımı "etme/eyleme" formatında görmeyi aşıp bir sorgulama ve düşünme aracı olarak tüm disiplinlerin bir arada, etkileşim içinde kendini var edebildiği "soyut bir mekan"a dönüştüren bu yaklaşım, bienale çokplatformlu ve sürecin kendisinin okula dönüşeceği bir boyut kazandırıyor. Küratörlüğünü Jan Boelen'in üstlendiği bienal, bu kapsayıcı yapısıyla önceki bienallerde elde edilen birikimi de özüne katıp adeta laboratuvarlaşarak araştırmaya, deney yapmaya, kentten ve sakinlerinden yeni bir şeyler öğrenmeye imkan sunuyor ve böylelikle üretken, süreç odaklı bir eğitim ve tasarım platformu yaratmayı hedefliyor. Tasarım etkinliklerine dair zaman ve mekan algısını esnetmeyi amaçlayan ve bu bağlamda tasarımı bir okula dönüştüren bienal, basın metninde kullanılan tabirle, "ansiklopedik müzelerden laboratuvarlara, atölyelere ve akademiye kadar, daha önce denenmiş ve onaylanmış eğitim modellerini kullanarak, sorgulayarak ve yeniden çerçeveleyerek anlamlı bir diyalog ve tasarım ortamı oluşturabilir mi; tasarımın kendisi insanların bilgilerini ve cehaletlerini, tecrübelerini ve meraklarını paylaşabilecekleri cesur bir alan haline gelebilir mi" sorularını soruyor.

22 Eylül ile 4 Kasım tarihleri arasındaki 6 haftalık süreçte "tasarım"ı ve "öğrenmekten öğrenme" kültürünü İstanbul'un çeşitli noktalarında zengin bir formatla ortaya koyacak olan 4. İstanbul Tasarım Bienal'i, açık çağrısını, "okullar" ve "öğreniciler" olmak üzere iki kol üzerinden yaptı. "Okul" formatı; bir saatlik dersten çevrimiçi bir ağa ya da alternatif bir üniversiteye; yerinde gözlemden ve diğer yöntemlerden eleştirel düşünce okullarına tüm öğretme platformlarını kapsıyor. "Öğreniciler" tanımlaması da oldukça eşitlikçi ve özgür; tasarım konusundaki uzmanlığı, geçmişi ya da tecrübesi ne olursa olsun, bienaldeki okullardan birisine katılmaya istekli, keşif ve dönüşüm konusunda zihin açıklığı sergileyebilecek olan herkes "öğrenici" olarak bienalde yer alabiliyor. "Öğrenmeye tutkuyla yaklaşan ve öğrenme kapasitesi yüksek, öğrenmeye olduğu kadar öğrenmeyi ifade edilebilir bir şeye dönüştürmeye de odaklanan önerilere öncelik tanınacağı" vurgusuyla yapılan çağrı pek çok ülkeden karşılık buldu. 4. İstanbul Tasarım Bienali'ne bu yıl 41 ülkeden 700'ün üzerinde başvuru geldi; değerlendirme ise devam ediyor.

Bienal küratörü Jan Boelen verdiği bir röportajda, 21. yüzyılda tasarımın ve belirlenen "Okullar Okulu" temasının önemini, "Çeşitliliğin, yalnızca esnek tasarım elde etmek için değil, bu şekilde bir tasarım yaklaşımına sahip olmak için de anahtar unsur olduğunu düşünüyorum. Önemli olan şu ki, tasarımcı artık belli bir konuda uzman kişi olmaktan ziyade insanlarla birlikte çalışıp süreci yürüten, mühendislerden, bilim insanlarından, sanatçılardan, sosyal bilimcilerden, sokaktaki insandan ve başka tasarımcılardan oluşan farklı iş ortakları arasındaki tartışmayı yöneten birisi olmalı. Bu sayede de tıpkı örümcek ağı misali, yeni tasarım önermeleri ve çalışma metotlarına da yol açabilmeli" sözleriyle anlatıyor.

Ölçüler ve haritalar, zaman ve dikkat, Akdeniz ve göç, felaketler ve depremler, yiyecekler ve gelenekler, örüntü ve ritim, para ve sermaye, parçalar ve cepler olarak sekiz tema üzerinden vücut bulacak olan bienal, bir saatlik atölyelerden aylara yayılacak çeşitli etkinliklere kadar her anıyla, mottosu olan "öğrenmekten öğrenme"yi mümkün kılmaya çalışacak. Bienal süresince 41 ülkeye mensup pek çok disiplinden insan; depremden göçe, zamandan sermayeye, birbiriyle bağıntılı konuları sorgulama ve tartışma imkanı bulurken diyalog kurarak birlikte üretme şansı da yakalayacak.

BU YAZIYI BEĞENDİN Mİ?
Diğer Yazılar